Haritacılığın Tarihçesi

Haritacılığın Tarihçesi – Haritacılığın Tarihi – Haritacılık Tarihi Hakkında Bilgi

Bilinen ilk haritalar yaklaşık İÖ 2300’lerde Babilliler tarafından kil tabletler üstüne çizilmiştir. Bunlar yeryüzü şekille­rinin ilk grafik gösterimleridir. Ama bundan da önce, henüz yazının geliştirilmediği en eski çağlarda insanların aralarında anlaşmak amacıyla saz, taş gibi doğal mal­zemelerden yararlanarak bazı krokilere ya da planlara başvurdukları sanılmaktadır. Eski çağlardan kalan bazı mağaralarda rast­lanan çizimler de bu sanıyı güçlendirmekte­dir. Öte yandan, 1840’larda güney denizleri­ni dolaşmakta olan Charles Wilkes’a yol göstermek isteyen adalı bir Yerlinin, gemi­nin kaptan köprüsünün güvertesine Tuamotu Adalarının bir haritasını çizdiği bilinmektedir. Eskimolar da yaşadıkları yö­renin haritasını, herhangi bir ölçüm aygıtı kullanmamakla birlikte çok doğru bir bi­çimde, hayvan derileri ya da kemiklerin üstüne çizebilmektedirler. Aynı şeyi İnkalar taş üstüne yapmışlar, üstelik yükseklikleri ya da girinti ve çıkıntıları göstermek üzere taş yontma tekniklerine başvurmuşlardır. Babillilerin yaptığı türden kil tablet haritalarını Mısırlılar da gerçekleştirmiştir. Bu bulgulara dayanarak her iki uygarlığın da haritacılık sanatını yaklaşık aynı zamanda geliştirdiği ileri sürülmüştür. Mısırlılar ve Babilliler bu haritalardan özellikle kanal, yol ve tapınak yapımında yararlanmışlardır. Babillilerin ve Mısırlıların, Yer’in bir bütün olarak biçimini ve boyutlarını gösteren bir harita yapımına ilişkin çok az girişimleri olmuştur. Irak’ta bulunan ve İÖ y. 1000’e tarihlenen bir tablette, merkezinde Babil’in bulunduğu Yer suyla çevrili bir disk olarak gösterilmiştir.

Haritacılık alanında ilk ciddi adımı Eski Yunanlı coğrafyacı filozoflar attı. İÖ 500’lerde Miletoslu Hekateios bilinen ilk coğrafya kitabını yazdı. Ondan bir kuşak sonra da tarihçi Herodotos gezip gördüğü birçok yeri anlattı, çizimlerini yaptı ve bu dünyanın o dönemlerde bilinen bölgelerinin haritasını çıkardı. Ayrıca Hazar Denizinin, inanıldığı gibi “kuzey okyanuslarının bir bölümü değil, kapalı bir iç deniz olduğunu belirledi. Bu dönemde Yer’in yassı bir disk biçiminde olduğu inancına duyulan kuşku­lar da yaygınlaştı ve önce Pythagoras (İÖ 6. yy), ardından da Parmenides (İÖ 5. yy) Yer’in küre biçiminde olduğu yolunda dü­şünceler geliştirdiler. İÖ 350’de ise Aristo­teles Yer’in küresel olduğu yolunda altı kanıt gösterdi. Onun öğrencilerinden Dikaiarkhos, dünya haritasının üstüne, Cebelita­rık ile Rodos’tan geçen doğu-batı doğrultu­sunda bir yönelim çizgisi çizdi. Kyreneli Erastothenes, Surlu Marinos ve Ptolemaios referans çizgileri sistemini geliştirdiler. So­nunda paraleller ile meridyenler ortaya çıktı, ayrıca bunların izdüşümlerinin elde edilmesi için teknikler bulundu. Eski dönem coğrafyacıları ve haritacıları içinde en önemli etkiyi, İskenderiyeli astro­nom ve matematikçi Claudius Ptolemaios (İS 90-168) yaptı. Sekiz ciltlik Geographike hyphegesis (y. 150; Coğrafya Kılavuzu) adlı yapıtında Ptolemaios, harita izdüşümleriyle küre yapımına ilişkin temel ilkeleri geliştir­di; ayrıca 8.000 bölgenin adlarını, enlem ve boylamlarını verdi. Ptolemaios, birkaçı dı­şında bu bölgelerin yerini eski haritalardan yararlanarak belirledi, uzunluklar ve doğrultular konusundaki bulgularım gezginler­den edindiği bilgilerle tamamladı. Yapıtının sekizinci cildinde ise haritacılığın başlıca sorunlarını ve ilkelerini tartışıp döneminin en gelişkin dünya haritasını verdi. Ptolemaias’un haritasının içerdiği en önemli hata, Yer’in boyutlarını olduğundan daha küçük belirlemesiydi. Buna bağlı olarak haritada Avrupa ve: Asya kıtaları kürenin yarısını kaplıyordu, ayrıca Akdeniz 20° daha geniş bir alana yayılıyordu. Ptolemaios’un etkisi o kadar büyük ve kalıcı oldu ki, 13 yüzyıl sonra Kristof Kolomb onun hatasını temel aldığı için Hitay (Çin’de bir bölge) ile Hindistan arasındaki uzaklığı yanlış hesap­ladı.

Romalılar ise matematiksel coğrafyadan çok, askerlik ve yerel yönetim amaçlarına yönelik haritacılıkla ilgilendiler ve bu ne­denle, bölgelerin daha ayrıntılı planlarını veren, okunması ve anlaşılması daha kolay, disk biçimli Yer haritalarına döndüler. Ptolemaios öncesinde hüküm sürmüş olan Roma imparatoru Marcus Vipsanius Agrippa (İÖ 63 ?-12), o dönemde çok geniş bir ağ oluşturan Roma askeri yollar sisteminin arazi ölçümlerinden yararlanarak bir dünya haritası hazırladı. Romalıların daha sonra hazırladıkları haritalarda da onun bu çalış­ması temel alındı.

Hıristiyanlığın başlarında, başka bilimsel alanlarda olduğu gibi haritacılıkta da ciddi bir gerileme oldu. Kilisenin emriyle coğraf­ya kitaplarının ve haritaların çoğu yakıldı, bu alanlarda çalışanlar baskı altına alındı. Ortaçağ boyunca bütün haritalar kilisenin denetimi altında, dogmalara ve kutsal metin yorumlarına dayanarak yapıldı. 6. yüzyılda Antiokheialı (Antakya) Konstantin, Yer’in yassı bir disk olduğunu temel alan “Hıristi­yan topografyası”nı geliştirdi. Bu nedenle de Roma haritacılığının ilkeleri yüzyıllar boyunca etkisini sürdürdü. Bu dönemde denizciler kıyı boyunca git­tikleri için önceleri yeni ve gelişkin haritala­ra gerek duymuyorlardı. 1187’de ilk magne­tik pusula kayıtları tutuldu, bir yüzyıl kadar sonra da ilk deniz haritaları çıkarıldı. Bun­lardan, günümüzde Paris’teki Ulusal Kitaplık’ta saklanan 1275’te yapılmış “Carta Pisa”, Akdeniz’in tümünü ayrıntılı biçimde göstermektedir. Portolan haritaları denen bu tür kılavuz haritalar seyir yollarını, limanları ve demir­leme yerlerini de gösteriyordu. Pusulanın kullanılmaya başlamasıyla, portolan harita­ları, bütün öteki haritalardan daha ayrıntılı ve doğru bir duruma geldi. Bu haritalar tümüyle magnetik doğrultulara ve bir derecelik boylamı bir derecelik enlem ile eşit kabul eden izdüşümlerine dayalı olarak hazırlanmıştı. Bu, Akdeniz’de büyük bir hataya yol açmıyordu, ama daha yüksek enlemlerde önemli sapmalara neden oluyordu.

Ortaçağda Hıristiyan dünyasında haritacı­lık çok yavaş ilerlerken, İslam ülkelerinde ve Çin’de önemli gelişmeler gösterdi. Arap­lar, Ptolemaios’un yapıtlarını kendi dilleri­ne çevirdiler ve çalışmalarını onun ilkeleri temelinde sürdürdüler. Arap gezgin ve coğrafyacı İbn Havkal (10. yy) el-Mesâlik ve’l-Memalik (Yollar ve Ülkeler) adlı yapı­tında çeşitli bölgelere ilişkin bilgiler ve haritalar verdi. 1154’te Arap coğrafyacı Şerif İdrisi, Sicilya’nın Norman kralı II. Ruggiero için, özellikle Asya’yı ayrıntılı biçimde gösteren bir dünya haritası hazırla­dı. Pusulayı Avrupalılardan çok önce kul­lanmaya başlayan Bağdatlı astronomlar ise tutulum dairesinin (ekliptik) yatıklığını in­celediler ve yer meridyenlerinin belirli bö­lümlerini ölçtüler. Çinliler ise birçok başka alanda olduğu gibi haritacılıkta da Batı dünyasından bağımsız bir gelişme gösterdi­ler ve ülkelerinin ayrıntılı haritalarını hazır­ladılar. Günümüze ulaşan en eski Çin haritası 1137 tarihini taşır. Bizans İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Batı’ya giden bilim adamları, İtalya’ ya Ptolemaios’un kitabım da götürdüler. İlk kez 1405’te Latinceye çevrilen bu yapıt, 1477’de 500 adet basıldı ve haritacılığa olan ilgiyi yeniden canlandırdı.

Bu arada denizcilik, gemi tasarımı ve yapımı, pusula kullanımı alanlarında da önemli gelişmeler olmuştu. Bu gelişmeler, yeni yerler keşfetme girişimleriyle birleşin­ce, harita yapımında da hızlı bir yenilenme ve çalışma dönemi başladı. Kolomb, da Gama, Vespucci, Cabot ve Magellan’m keşifleri, yeni dünya haritalarının hazırlan­masına yol açtı. 1427’de Danimarkalı coğ­rafyacı Claudius Claussön Swart, Roma’da Avrupa’nın kuzey bölgelerinin haritasını çıkardı. 1491’de Kardinal Nicholas Krebs, Almanya’nın ilk modern kabartma haritası­nı hazırladı. 1513’te ise St. Die’li bilgin Martin Waldseemüller 20 haritalık bir yapıt yayımladı.

Bu dönemdeki haritaların en önemli özel­liği, yeni keşiflerle sürekli daha ayrıntılı duruma gelmeleri ve güvenilirliklerinin artmasıydı. ilk haritalar ahşap oyma klişelerle basılıyordu. Sonraları bakır oyma baskı levhalarıyla daha net haritalar ve krokiler basılmaya, ayrıca renk de kullanılmaya başladı. Keşifler döneminin en tanınmış harita yapımcısı olan Felemenkli Gerardus Mercator, 1554’te Avrupa haritasını yayım­ladı ve geliştirdiği izdüşüm (projeksiyon) yöntemiyle loksodromların (meridyenleri hep aynı açıyla kesen yol) düz bir çizgi halinde haritaya geçirilmesini sağlayarak denizcilerin temel sorunlarından birini çöz­dü. Hollanda-Felemenk okulundan Anversli Abraham Ortelius 1570’te ilk modern dünya atlasını hazırladı. Kolomb’un gemisi “Santa Maria”nın sahibi olan Juan de la Cosa ise, Kolomb, da Gama ve Cabot’nun keşfettikleri yerlerin haritalarım çıkardı. Kuzey ve Güney Amerika’yı Asya’dan ayrı bir kıta olarak gösteren ilk dünya haritasını 1507’de Martin Waldseemüller yaptı. 18. yüzyılda haritacılık ayrı bir bilim dalı oldu. Özellikle Fransız bilim adamları, eski haritalardan basit aktarmalar yapmak yeri­ne, yeni ölçümlere giriştiler ve Fransız Akademisi’nin mali desteğiyle, örneğin Yer’in boyutlarının daha doğru saptanması amacıyla bir meridyenin iki derecesinin üçgenlemesini yapmak için oldukça masraflı projelere giriştiler. Bu arada yeni ve daha duyarlı aletler geliştirildi, astronomi göz­lemlerinde teleskoptan yararlanma dönemi açıldı. Kronometrenin yardımıyla boylam hesapları kolaylaştı, kıyı özellikleri daha doğru ve ayrıntılı olarak haritalara aktarıl­dı. Ulusal devletler arasındaki egemenlik mücadelesi, topografya çalışmalarını hızlan­dırmada önemli rol oynadı. Arazi ölçümü, önce askeri amaçla başlatılmışken, sonraları sivil bir hizmet dalı durumuna geldi. Avru­pa ülkeleri kendi ayrıntılı haritalarını hazır­ladıktan başka, sömürgelerinin haritalarını da çıkardılar. 1891’de toplanan Uluslararası Coğrafya Kongresi’nde, katılan ülkelerin işbirliğiyle 1:1.000.000 ölçekli bir dünya haritasının hazırlanması kararı alındı. Ama Uluslararası Dünya Haritası’na yönelik öl­çüm çalışmaları bir dizi nedenle yavaş yürüdü. II. Dünya Savaşı’na gelindiğinde bütün ülkelerin büyük ölçekli topografya haritaları hazırlanmış durumdaydı. Ama ülkeler savaş nedeniyle, ellerindeki bilgile­ri, değiş tokuş etmekten kaçındılar. Son dönemlerde tasarı yeniden ele alındı; bu çalışmaların 1990’ların başında tamamlan­ması beklenmektedir. I. ve II. Dünya savaşları haritacılık üzerin­de büyük etkide bulundu. 1940’tan önce Yer’in yalnızca yüzde 10’unun ayrıntılı hari­tası bulunurken, hava fotoğrafçılığının ve trimetri (çizimi yapılacak cismin üç boyutu­nun ölçülerinin farklı oranlarda küçültülme­sine dayalı izdüşüm tekniği) yöntemlerinin gelişmesi sonucunda bu oran her geçen gün arttı. 1940’lar ve 1950’ler boyunca Soğuk Savaş’ın etkisiyle askeri amaçlı haritalar çoğaldı. NATO ülkeleri ortak simgeler, ölçekler ve biçimler geliştirdiler, böylece harita alışverişini kolaylaştırdılar. Öte yan­dan savaş sonrası kalkınma programları ve yeniden imar girişimleri yerel ve büyük ölçekli haritaların sayısının artmasına yol açtı.

Son yıllarda haritacılık çalışmaları bütü­nüyle hava fotoğraflarına dayalı duruma geldi. Optik alanındaki gelişmeler bu çalış­malara hız kazandırırken, elektronik uzak­lık ölçüm aygıtları ve bilgisayarlar da, haritaların çok daha güvenilir olmasını sağladı.

Türkiye’de haritacılık, 19. yüzyıla değin Türkiye’nin gösterildiği haritaların bilgi kaynağını, Avrupa devletlerinin bazı elçi ve konsoloslarınca toplanan belgeler ile Tavernier ve Tournefort gibi gezgin ve doğa bilimcilerin 17. ve 18. yüzyıllarda anlattıkları oluşturuyordu. Örneğin 18. yüzyıl Fransız haritacılarından d’Anville’in yapımına 1760’ta giriştiği ilk ciddi Anadolu haritası bu eksik bilgilere dayanıyordu. Bu haritayı J. Rennell’in 18. yüzyıl sonunda hazırladığı ve ancak 1830’da yayımlanabilen Batı Asya haritası izledi.

Yazı Bilgileri Yayınlanma Tarihi: 23 Ekim 2015
Yazan:
Kategori: Genel

Anahtarlar:
    , haritacılığın tarihçesi

Yorum Yapın

Your email address will not be published. Required fields are marked

Web Stats